17 Mayıs 2012 Perşembe

Kazanan ve Kaybeden

Dün akşam sahada kupaya uzanmak isteyen iki takımın mücadelesini izledik. Ama Fenerbahçe bir başka oynadı. Uzun yıllardır bu kupayı kazanamamış olmanın verdiği stresi önceki finallerde Fenerbahçe'nin üzerinde görmüştük ancak dün akşam stresten eser yoktu. Geç form tutmasıyla birlikte playofflarda başlayan güzel futbol lig şampiyonluğunu getirmedi ama federasyon kupasını getirdi... Alex'i ne kadar övsek az. Fenerbahçe'ye kattığı değerler ortada. Kazandırdığı şampiyonluklar, kupalar vs. vs. Hepsinden öte oynadığı oyun hiç unutulmayacak. Dün akşam da yine efsanelere yakışır bir futbol oynadı. Sanki son maçıymış gibi. Sanki bize veda edecekmiş gibi. Çok büyük bir futbolcu. Finale adını altın harflerle yazdı. Ölmüş Semih'e bile gol attırdı. Maalesef o da aramızdan ayrılacak; futbola veda edecek. Galatasaray'ın yaşadığı Hagi sendromundan daha büyük bir sendrom Fenerbahçe'yi beklemekte... Baroni attığı golden sonra formasındaki Fenerbahçe armasını gösterdi ve öptü. Şu arma öpmeyi yasaklamak lazım. Gözyaşı akıtıyor. Zaten cezası sarı kartmış! Neyin, neden olduğunu anlamanın zor olduğu güzel ülkemde bunu da sorgulamayacağım... Bursaspor Avrupa Ligi'ne gidecek üçüncü takımımız oldu. Ve Beşiktaş'tan bir eleme fazla oynayacak. Avrupa Ligi playoffu birincisi ve Fenerbahçe Şampiyonlar Ligi'ne katışlacağından dolayı otomatikmen federasyon kupasını kazanan durumuna çıkan Bursaspor, Lig dördüncüsü Beşiktaş'tan bir ön eleme fazla oynayacak. Fenerbahçe Şampiyonlar Ligi'ne katıldığı için kupayı almasının önemi sadece uzun yılların özleminden ibaretti. Yani aslında Fenerbahçe pek bir şey kazanmadı. Ancak; Bursaspor çok şey kaybetti. Sezonu yaklaşık 20 gün önce açacaklar. Asıl kazanan ise Beşiktaş... Ertuğrul Sağlam'ın maç sonu açıklamalarını kendisine pek yakıştıramadım. ''Ağır bir yenilgiye rağmen Türkiye'ye fair-play ve insanlık dersi veren taraftarımıza teşekkürler'' dedi. Bence ''insanlık dersi'' biraz ağır oldu... Fenerbahçe 29 yıldır alamadığı kupaya uzandı. Sonsuza kadar böyle gidecek değildi ya. Ne dersiniz önümüzdeki sezon Galatasaray Kadıköy'de galip gelir mi?

16 Mayıs 2012 Çarşamba

Kupa Finali ve Bizi Bekleyen Futbol

Fenerbahçe ve Bursaspor bu akşam tarihi bir finale çıkıyorlar Ankara 19 Mayıs stadyumun çimlerinde. Bir yanda lig şampinyoluğunu son maçta kaybeden Fenerbahçe, diğer yanda dört büyüklere kök söktüren Sivasspor, İBB ve Eskişehirspor ile oynadığı Avrupa Ligi Playoff'unu ilk sırada bitiren Bursaspor. Kaybetmiş Fenerbahçe ile kazanan Bursaspor'un mücadelesi olacak. Evet Fenerbahçe şampiyonluğu kaybetti ancak playoff'larda bize muhteşem bir heyecan yaşatıp çok güzel futbol oynadılar. Geçen senenin emeklerinin boşa gittiğini iddia edenlere aslında çok iyi bir cevap verdiler. Bu kötü sezonda, üzerilerine çok gelinmesine rağmen güzel futbolu bize izleten Aykut Kocaman'a ve futbolculara teşekkür ederim. Fenerbahçe'nin bu kötü sezonda buralara kadar gelmesi zaten büyük bir mucizeydi. Bu mucize gerçekleşti. Ertuğrul Sağlam ise dört büyüklerden sonra bir Anadolu takımını şampiyon yapan tek hoca. Oynattığıu tutarlı futbol ile futbol izleyicilerinin beğenisini kazandı. Bu sezon da göze hoş gelen futbolu oynatmaya devem etti. Elindeki mevcut kadroyu en iyi haliyle kullandı. Avrupa Ligi'nde ülkemizi temsil etmeye de hak kazandı. Onu da tebrik etmek bir borçtur. Bu akşam bizi kora kor bir futbol beklemekte... Fenerbahçe kaçan şampiyonluktan sonra kalan hedefini gerçekleştirmek için son Galatasaray maçındaki gibi sahada basmadık yer bırakmayacaktır. Bursaspor ise 1986 yılında kupayı tekrar evine götürmek için elinden geleni yapacaktır. Alex'in ve Sow'un sakatlığını tam olarak atlatamaması Fenerbahçe için çok büyük bir handikap; Bursaspor'da ise çok önemli bir eksiklik bulunmuyor. Ayrıca Issiar Dia Galatasaray maçında gördüğü kırmızı kart nedeniyle bu maçta oynayamayacak. Pablo Batalla ve Sebastian Pinto çok formda. Fenerbahçe'nin de forvetteki sıkıntısını yazmaya gerek bile duymuyorum. Her ne olursa olsun bu akşam iki finalist izleyeceğiz sahada. Kupaya uzanmak için varını yoğunu verecek iki finalist. Biri kazanacak biri kaybedecek. Büyük bir futbol şöleni bizi bekliyor. Bu şeöleni maç sonu bozmayalaım. Sevinmesini de bilelim üzülmesini de. Hadi şimdi maça hazırlık yapma zamanı.

14 Mart 2012 Çarşamba

Fenerbahçe-Galatasaray




Fenerbahçe Galatasaray maçları öncesi hep çok heyecanlı olmuşumdur. Maç günü yaklaştıkça bu heyecan daha da artmakta. TT Arena'daki maç sırasında ben askerlik hizmetimi Van'ın bir sınır karakolunda yapmaktaydım ve maç esnasında nöbet tutuyordum. Nöbetteyken bile müsabakanın heyecanını iliklerimde hissettim. Belki de iliklerimde hissettiğim soğuktur. Şu anda bilemiyorum. Türk futbolunun en önemli maçları bu maçlardır. Bu temaşa sanatının en keyifli tarafı derbi maçları izlemektir.

Maç sonucu hakkında yorum yapmak istemiyorum. Olaya sonuç odaklı bakınca sadece günü kurtarmaya yönelik kararlar alınıyor. Oysa ki süreç odaklı bakılsa sağlam temeller üzerine futbolumuzu inşa edebiliriz.

Maça dönecek olursak futbolcusundan taraftarına bütün camiada 1999'dan beri Galatasaray'a Kadıköy'de yenilmemenin vermiş olduğu bir baskı var. Sezon başlamadan önce ortaya çıkan şike davası camiayı çok yıprattı. Bu yıpranmayı düzeltecek etki Cimbombom'u yenmektir. Sezonun ilk maçında Sarı Kırmızılılar çok güzel oynayarak 3-1 kazandı. Galatasaray tarafında Fatih Terim'e olan güven perçinlenirken Fenerbahçe tarafında çok kötü oynamanın nedenleri sorgulandı. Davanın etkisi sürdü. Buna rağmen Fenerbahçe birinciliğe bile yükseldi fakat burada uzun süre kalamadı. Galatasaray'da ise yenme baskısı yok. Nasıl olsa 11 senedir galip gelinmiyor. Fenerbahçe'nin bu sene iyi top oynamaması ve Fatih Terim'in tüm konsantrasyonuyla takımın başında bulunması Sarı Kırmızılıları çok rahatlatıyor.

Mental anlamda durum Galatasaray'dan yana iken sahada oynanan futbol açısından da Terim'in ekibi avantajlı...

Muslera komple bir kaleci... Büyük zekası ve tecrübesi ile kendi ceza sahasının bir numaralı himayecisidir. Fiziği ile başarılı olamayacağı pozisyonlara ağzı ile başarılı yönlendirmeler yapması, hava toplarındaki hakimiyeti, refleksleri ile güç mağlup edilecek bir klasa sahiptir. Ujfalusi, Semih Kaya ve Eboue çarçabuk defansif bir çevikliğe bürünebilmekte; ayrıca Eboue ataklarda aktif olarak takımına katkı sağlamaktadır. Sezonun ikinci yarısında Hakan Balta'daki düzelme de göz önünde bulundurulsa defans hattı çok iyi durumda... Santrhaf'ta oynayan Selçuk oldukça ilerlemiş kondisyonu ile takımın değişmez top dağıtıcısı konumunda. Markajı sevmeyen fakat kontra pas alış verişlerinde boşalan alanları hızlıca teşhis eden Selçuk, defans-ofans koordinasyonunda hareketli bir irtibat istasyonu konumundadır. Onun biraz gerisinde oynayan Melo savaşçı yapısıyla bölgesinde çok aktif savunma yapmakta. Liverpool forması da giymiş olan Riera tam randıman sağlayamadı.. Fatih Hoca'nın Engin Baytar üzerinde bu kadar durmasına da anlam verebilmiş durumda değilim.

Riera ve Engin Baytar'ın sağ ve sol kanatta istenilen düzeyde olmaması Galatasaray'ın belki de tek handikapı çünkü hücum hattında da Necati ve Elmander çok tehlikeli bir ikili oluşturmuş durumda. Galatasaray kanatlarda zafiyet yaşasa da orta alanı çok kuvvetli tuttuğundan defansta çabuk kapanan, kısa mesafelerde adam ve topları açık vermeden kovalayabilmektedir.

Buna karşılık Sarı Lacivertlilerde kemikleşmiş bir mekanizma mevcut değildir. Şike davası, sakatlıklar ve diğer sebeplerin ortaya savurduğu bir takım dezavantajlar; bir futbol takımını yıpratmak için yeterli sebepler oluyorlar. Hatlar arasındaki irtibat elemanlarının şekli davranışları, iki yarı saha arasındaki top grafikleri dikkate alınırsa Fenerbahçe her yönden rakibine oranla cılız görünüyor.

Emre ve Alex'in şahsında bu koca alanın kontrolü, futbolu gerektirdiği beraberlik için yeterli bir sebep olamıyor. Kilit bölgeleri korunması ve hücum detaylarının belirli şahıslar üzerine yıkılışı Fenerbahçe'yi istenen görüntüden uzaklaştırıyor.

Hücum hattında muhakkak Stoch üzerinden oynanmalı ve Cristian oyuna ofansif anlamda katkı vermelidir. Mehmet Topuz sezon boyunca istenilen düzeyde futbol oynamamasına karşılık bu maçın derbi olması nedeniyle ondan da olumlu oyun bekliyorum. Defansta Yobo'nun yanında kim oynayacaksa tam konsantrasyonla oynamalı ve bekler kademelerde yer almalıdır. Moussa Sow sırtı kaleye dönükken pasları servis edebilmeli ve boş koşularla peşinden sürüklediği defans oyuncularının açtığı koridorlara Stoch ve Mehmet Topuz girmelidir.

Fenerbahçe maçın temposunu da istediği seviyede tutabilirse maça bir ortak daha çıkabilir. Yoksa tüm faktörler Galatasaray'ı işaret etmektedir.

23 Ocak 2012 Pazartesi

Öcü Geldi



Yaşananlar maalesef futbola gönül veren herkesi derinden yaralamakta… İsmi ile, tarihi ile, efsaneleri ile ve taraftarı ile Ankaragücü Süper Lig’de olmayı hak ediyor. Verdikleri temiz mücadeleden dolayı Hakan Kutlu ve talebelerini, takımlarını bu zor zamanda yalnız bırakmayan Ankaragücü taraftarını canı yürekten kutluyorum.

Evet, birileri bu kulübü bu hale getirdi fakat geçmişle yaşanmaz. İleriye bakmak lazım. Malum bu senenin sonunda ligde kalması imkansız gibi. İşte bu yüzden artık gelecek seneye bakılması lazım. Artık Ankaragücü’ne elini taşı altına sokacak, gerekli maddi imkanları sağlayabilecek bir başkan gerekiyor. Ankaragücülü iş adamlarına maalesef büyük iş düşüyor. Neden maalesef diyorum çünkü futbolumuz maalesef kurumsallaşamamakta..

Umarım Ankaragücü camiası bu bataktan alnının akıyla çıkar. Süper Lig renkli Ankaragücü taraftarlarından mahrum kalmaz.

12 Aralık 2011 Pazartesi

Milito'ya Büyük Onur



İtalya'da her yıl en kötü performans sergileyen oyuncuya verilen Altın Bidon (Bidone d'oro)'nun bu yılki sahibi İnter'in Arjantinli yıldızı Diego Milito oldu.

Belirtmek gerekirse, bu ödülün verilmesindeki tek gerçek kıstas kötü performans değil. Oyuncunun yarattığı hayal kırıklığı da önemli rol oynuyor. Eğer yetenekleri üst seviyelerde olmayan vasat bir oyuncuysanız, bu ödülü kazanma şansınız yok. Yetenekli olmanız gerekiyor.

Nedense aklıma geldi.

İlkokul hocama selam olsun.

'çocuğunuz zeki ama çalışmıyor'

11 Aralık 2011 Pazar

Radmanovic'in son durağı Atlanta Hawks



10 yıldır NBA'de forma giyen Sırp oyuncu Vladimir Radmanovic, Atlanta Hawks'a geçti.

2001 yılında Seattle tarafından 12. Sıradan draft edilen Vladimir, geçen sezon Golden State Warriors'da maç başına 16 dakika ve 5.1 sayı ortalamaları yakaladı.

Bu arada, NBA'de 9 kez Allstar olma şerefine erişmiş Dominique Wilkins'in Atlanta'da oynayan yeğeni Damien Wilkins'da Detroit yollarına düşmüş.

Derleme yazısı



Askerlik işleri, mesleki yoğunluklar, malum şike olaylarının verdiği soğukluk, NBA'de lokavt falan derken çok uzun bir ara verdik blog'a yazmaya.

Blog'u bugünden sonra yeniden etkinleştirip, aktif ve güncel tutmaya çalışacağız.

Herkese iyi eğlenceler!